Her ramazan geldiğinde neredeyse klişe haline gelen bazı sözler, davranışlar vardır. İşte bunların belki de en naiflerinden birisi iftar daveti olsa gerek. Bu kadim gelenek aslında İslamiyet öncesine kadar uzanan büyük bir kültürün parçasıdır. İlk başta çok afaki olsa da biraz düşününce oruçlulara iftar daveti vermenin ne kadar önemli, güzel ve ince bir davranış olduğunu siz de göreceksiniz. Bu gelenek bir nevi peygamberler sünneti denilebilir.

Bizden Önceki Ümmetlerin Oruçları ve İftar Daveti

Evet, Kur’an da ve bazı hadislerde de belirtilir. Bizden önceki ümmetlere farz olunduğu gibi bize de oruç tutmak farz oldu. Yani İslamın şartlarından birisi de oruç tutmak. Ancak bu durum sadece sadece akşama kadar aç kalmaktan ibaret değil. Özellikle günümüzde ramazanı bir nevi gastronomi festivali olarak görenlerin sayısı giderek artıyor. Ancak ramazan aslı itibariyle; sabır paylaşmak, empati ve anlayış odaklıdır. İşte tam da burada iftar daveti ve davet etkinlikleri devreye giriyor. Akşama kadar sabredip bir şey yemeyip içmeyen oruçlulara iftar ettirmek elbette ki sevaptır. Bu durum sadece İslamiyette değil İslam öncesi dinlerde de aynen böyle geçerliydi. Hatta Hz. İbrahim (as) misafirsiz sofraya oturmazdı.

Nasıl Bir İftar Daveti Verilmeli?

Eski zamanlarda, mesela Osmanlı zamanında, iftar daveti vermek adeta bir ritüeldi. Herkes kendi imkanları elverdiği ölçüde yakınına akrabasına ya da komşusuna iftar verirdi. Zaten önemli olan ne yediğin değil nasıl yediğindi. Mutlu ve huzurluysan zaten iftar sofrası dünyanın en güzel sofrası oluyor. İçinde ne olursa olsun. Bunun yanında hali vakti yerinde olanlar işi bir adım daha ileri götürüp “diş kirası” denilen bir uygulamaya gidiyorlardı. Bu da basitçe anlatacak olursak; davetlilere bir kese içinde bir miktar para ya da başka bir hediye verilmesiydi. Bunu misafirlerinizi uğurlarken basit bir şeker ya da lokum ikram ederek siz de halen yaşatabilirsiniz. Bundaki anlam ise; “Siz davetime icabet ettiniz, benim sevap kazanmama vesile oldunuz. Bunun için teşekkür ediyorum.” olurdu. Aynı geleneği yaşatmak bir yana benzer başka güzellikler de yapılarak ramazanı sadece yeme içme değil de daha ince ve naif bir şekilde yaşamak daha güzel olmaz mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir